13 Ocak 2014 Pazartesi

Yeniyıl dileklerim...


Yeniyıldan dileğim tabii ki de, her yıl hatta her doğum günümde olduğu gibi sağlık, mutluluk ve sevdiklerimden ayrılmamak... Aslında başlık yeniyıl dileklerim değil de yeniyılda yapılacaklar listem olmalı. Ne de olsa yapmak istediğim, planladığım onca şey var, bir türlü sıra gelmeyen şeyler... Birine başlasam diğerlerinin aklımı meşgul ettiği, bir diğerine geçtiğimde ise hiç tamamlanamayan işler... Bende yeniyılda hobi gibi de olsa yapmayı planladığım şeyleri listelemeye karar verdim. Hem bana motivasyon olur, hem dilekler dilemiş olurum. Kim bilir belki de yapmak istediklerimden bile fazlasını yapabilirim diye düşündüm :) Buyrun yapılacaklar listem:

* Kuzey için tahtadan takvim yapmak,

* Kuzey'in giysi çerçevelerini tamamlamak,

* Jacob's merdivenini bitirmek,

* Kuzey için tahtadan bir mutfak yapmak,

* Kuzey için "dollhouse" yapmak(buna emin değilim erkek çocuk ne de olsa)

* Ebru yapımını öğrenmek(mümkünse bir kursa gitmek), kitre temin ederek çalışmalara başlamak,

* Her ay en az 1 kitap bitirmek(ilk kitabım nar ağacı, ikincisi her çocuk üstün yeteneklidir olsun)

* Kuzey'e bir mutfak önlüğü almak, istediğim gibi siyah renk bulamazsam dikmek ya da diktirmek,

* Photoshop öğrenmek,

* Fotoğraf çekmeyi öğrenmek,

* 3 makale yazmak,

* Bir kahve makinası edinmek,

* Öğlenleri yürüyüş yapmak,

* Oğlumla oynayabileceğim oyunlar türetmek,

* Sabahları 8'de okulda uyanmak (komik gelmesin, son zamanlardaki durumum içler acısı yazmaya bile utanıyorum :) )

Yıl içinde eklemeler yapılabilir, tamamladıklarım karşısına tik işareti konulabilir. Hadi bakalım bol şans :)

26 Kasım 2013 Salı

Felekten bir gece...

Bugün uyandığımda Kuzey hala uyuyordu. Baş ucunda oturup biraz onu izledim. Aslında yapmam gereken şeyler de vardı ama onu uyurken izlemek çok keyifli geldi. 


Baktım uyanmak istemiyor, baş ucundan da kalkmak istemedim, fırsat bu fırsat biraz kitap okuyayım dedim. Çok ince bir kitap olmasına rağmen bir türlü bitiremediğim ama daima da elimin altında dolaştırdığım, yarattığım her fırsatta okuduğum bir kitap. Bazı sayfalarını tekrar okuduğumu farketmiyorum bile. Çocuklara bir şey öğretmemeyi öğrenmemiz aslında çok zor, bu kitap biraz da onlara müdahale etmememiz gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Keşke buna benzer daha fazla kitabım olsa ve ben kuzey'e bir şeyler öğretmemeyi öğrenebilsem. Bir de OSHO'nun "ÇOCUK" isimli bir kitabı var, o da muhteşem bir kitap.

Neyse baktım Kuzey çok tatlı uyuyor, benim de aklıma ona hazırlamayı planladığım yüzey eşleştirme tahtaları geldi aklıma. Dün akşam eve uğrarken zımparaları almıştık. Hemen işe koyuldum. "Jacob's ladder" için 6x8 cm boyutunda kestirdiğim tahta parçalarının bir yüzünü kaplayabileceğim biçimde zımparaları bistüre (umarım doğru yazdım) ile kestim, çift yüzeyli yapışkan bant ile tahtalara yapıştırdım, Kenarlarını kaplamak için renkli bantlar kullandım. Kuzey uyandığında nerdeyse bitirmek üzereydim. Uyanıp yanıma geldi, ne yaptığımı sorduğunda "sana oyuncak yapıyorum" dedim. Pek bir mutlu oldu, satın almak yerine kendinin yapmanın daha değerli olduğunu kavramaya başladı mı ne???? İşte sonuç :


Akşam okuldan döndüğümde, bizi merdivenlerde "anne büyüüüüük büyüüüük araba al" sözleri karşıladı. Daha bizi görmeden başlamıştı ne kadar büyük olduğunu anlatmaya... Ne kadar büyük olsun dediğimde büyüüüüük büüyüüüüük diye elleriyle tarif etmeye çalıştı. Erdinç hemen istediğini yerine getirdi, geçen yıl aldığımız ve oynaması için büyümesini beklediğimiz Ferrari'yi çıkarmak çok yaratıcı bir girişimdi, ben tamamen unutmuştum. Kuzey'in mutluluğunu tarif edemem, öyle ki fotoğraf çekmediğime çok pişmanım. Gözlerine inanamadı :) Arabanın pillerini şarj olması için beraber şarja taktık, sabırla beklemeye başladık (bu sabrı beni çok şaşırttı, önceden olsa çalıştıramadığımız için kıyamet kopardı). Akşam yemeğe davetliydik, yemeğe de az vakit kalmasına rağmen sabah hazırladığım yüzey eşleştirme oyununu da araya sıkıştırıverdik. Oyunu anlattım, beş yüzeyden üç tanesini sorunsuz, hatta bir çırpıda buldu. Sonra bana dönüp "anne oyuncak yap, bunlara tekerlek tak" dedi ve yanımdan ayrıldı :) Güzel bir başlangıç oldu. Yemek için hazırlanmak kolay ama evden çıkmak bir hayli zor oldu. Türlü sebeplerden uzunca süre ağladı. Mesela balık yemeğe gidelim mi diyorum, hadi diyor kapıya yöneliyoruz, birden ağlamaya başlıyor. Tamam biz kalalım diyorum, ama yine ağlıyor. Gelmek istiyor musun, evet diyor ama ağlama krizi bir türlü dinmiyor. Arabaya binip hareket ettiğimizde ağzından arabamı almadık sözleri dökülünce derdini anladım ama artık çok geçti. Durduramadığım ağlama krizlerine "aaaa sesi duydunuz mu" oyununu başlatıyorum, genellikle ilgisi dağılıyor. Bu akşam biraz zor da olsa öyle oldu. Yolda sohbet ederken yemek tercihi birden köfteye döndü (malesef). Eski adıyla Fazıloğlu yeni adıyla Kuğu Restorant'a gittik. Yaklaşık bir saat sorunsuz oturduktan sonra, masada konuşanları dinleyelim mi önerisine, her konuşulanı tekrar ederek karşılık verince, masadan ayrılıp kuğuyu ziyaret ettik. Böyle yerlerde Kuzey'i oyalamak beni en çok yoran şey olurdu, hatta çok bunalınca ister istemez video açardım. Ama bu akşam kuğu ile oynamak beni de çok mutlu etti. İşletme sahipleri de sağolsun çok anlayışlı davrandılar, kıvırcık ile beslemek ister misiniz dediler. Kuzey çok korkuyordu, ama  bir şey yapmaz ısırsa da acımaz dedim, beslerken dört ya da beş kez elini ısırdı. Bayaa da ısırıyor ohhh acıdı dedi, kıvırcık vermeye devam etti. Elinin kızardığını gördüm ama neşesi çok da acımadığını düşündürdü. Ayağımızı uzattık tırtıkladı. Kuğu önümüzden defalarca bir sağa bir sola hızlı hızlı yürüdü, kıvırcıkları Kuzey'in elinden alabilmek için resmen çocuğun elini ağzına aldı (ağzıepey büyükmüş). Tabii anlattıklarımın hiçbirinin fotoğrafı yok, ayrılırken bir kaç fotoğraf daha çekildik, işte bunlar onlar...



Garsondan kıvırcık isterken utanan Kuzey :)


Kuğu hakkında bir şey diyor olsa gerek..

 

Mekandan ayrılmak üzereyken pianoyu keşfetti Kuzey. Tuşlarına basmaya başladı, kapalı olduğundan ses çıkmıyordu, ağzıyla ding dang dong sesleri çıkartmaya başladı. Sen nereden öğrendin pianonun nasıl çalındığını diye sordum. Cevap : "kipaptan" :) Haftaya piano alma niyetimiz vardı, artık daha bir kararlıyım. Akşam sona erdiğinde Kuzey kuğudan da pianodan da ayrılmak istemedi. Elime geçirdiğim bir kağıt parçası kurtarıcımız oldu, aaa burada ne yazdığını okuyalım gel dememle dışarı fırladık. Bir ağlama krizini daha okuma sevdasına atlatmış bulunduk. Herkes vedalaşırken Kuzey üşür diye biz arabada bekledik, beklerken de gülme krizleri patlattık. Önce birbirimize yanak, burun ve kirpik değdirme oyunu oynadık. Başta tek kahkaha atan oydu(uykusu gelince hep kahkahalara boğulur), o kadar çok güldü ki beni de bir kahkaha krizi almasın mı :) O gülüyor ben gülüyorum, mideme kramplar girdi. Erdinç arabaya geldiğinde kahkahalar içinde buldu bizi :) Hava soğuktu diye yeleğiyle oturtmuştum, kahkahalardan aklıma bile gelmedi çıkartmak :( Yola çıktığımızda Erdinç hatırlattı ama nasılsa ev çok yakın, yolda uyursa arabadan indirirken üşümez diyerek çıkartmadım. Ben bunları söylerken Kuzey uyumuştu bile... Bakın ama nasıl? Sanırım birazcık sıcak gelmiş birilerine...


21 Kasım 2013 Perşembe

Kuzey'in odası

Cumartesi, Pazar (12-13 Ekim 2013) gününü fırsat bu fırsat evi düzenlemeye ayırdık. Az zamanda çok işler başardık diyebilirim. Kitaplarını montessori'ye göre kitapların ön yüzleri dışa dönük biçimde dizilebilmesi için IKEA'dan fotoğraf çerçeve raflarını kullandık ve kitapları dizerken birbirleri ile ilişkili olanları gruplandırarak dizmeye çalıştık. Kuzey'in belirlenmiş kurallar çerçevesinde evin her yerinde özgür hareket edebilmesine izin vermeye çalışıyoruz. Odasının her gün aynı düzene sahip olması gerekiyor olsa da bunu henüz tam anlamıyla başamıyorum. Oyuncakların sayısını acilen azaltmamız gerektiğini düşünüyorum. Odasının sade olması gerekiyordu, montessoriye göre güzellik sadelik demek, bende bundan yanayım, montessori hakkında hiç bilgim olmadan önce de aynen böyle düşünüyordum ama nedense odası biraz renkli oldu :) Sadelikten eser yok :) Sanırım perdeler ve yatak örtüsünü değiştirsem bunu da büyük ölçüde halletmiş oluruz.






Pazartesi günü (arife günüydü 14 Ekim 2013) Kuzey için tasarlayacağımız oyuncakların malzemelerini temin ettik. Erdinç tahminimden ve istediğimden daha fazla destek oldu. Beni en mutlu eden kısmı da bu, artık o da aktivitelerimizin parçası olmaya hazır.
 

1 Kasım 2013 Cuma

Kuzey artık konuşuyor !!!!

Kuzey artık konuşuyor... Bazen ben bile inanmakta zorlanıyorum ya da kurduğu cümleler beni hayrete düşürüyor, şaşırtıyor. Bazen olduğumuz yerde bakakalıyoruz söylediklerine... Geçen gün arkadaşıma bizi şaşırtan bir cümlesini anlatayım dedim, hatırlayamadığımı farkettim. Akşam olunca Erdinç'e sordum, hani bazen bizi şaşırtıyor yok artık bunu ne zaman öğrendin diyoruz ya, işte bana öyle bir örnek anlatır mısın diye sordum. Düşündü hatırlamıyorum dedi. İşte zaman böylesine hızlı geçiyor, şimdi unuttuğumuz şeyi yıllaaaaaar yıllaaaaaar sonra nasıl hatırlayacağız peki? En iyisi yazmak diye düşündüm.
 
Bizi şaşırtan ilk kelimelerini kurban bayramının 2. günü (16.10.2013) duymaya başladık. Annemlerdeydik, sanırım kalabalık olunca kendini anlatma gereği duymaya başladı. Suzan okuldan dönerken kapıda "Tutaaaaaan gel, Tutaaaaan gel" diye bağırması herkesi neşeye boğdu diyebilirim. Sonra sırayla "Ticen geeeel Ticeeeen gel, Dede geeeel.... Anne geeeel.... Anne gel, baba gel zaten kullandığı kelimelerdi, bizi şaşırtan söyleyiş tarzı oldu. Kuzey'i babasıyla bırakıp hemen gidip gelirim diye karşı apartmandaki anneannemi ziyarete gitmiştim,(habersiz asla çıkmıyorum ama oyunlarını bozmak istememiştim)  yokluğumu farketmiş, telefonum çaldı, anne gelsin, anne gelsin dediğini duyunca hemen kalktım, bizim binaya girdiğimde koridorda anneeeee geeeeel, anne geeeeellll, anneeeee çığlıklarını duyduğumda merdivenleri kaçar kaçar çıktım hatırlamıyorum bile. Nasıl güzel bir duyguymuş, ardından bir sarılma ödülü aldım, bir de öpücük. Evet bu aralar beni ard arda defalarca öpüyor, sabah uyandığında ilk işi yanıma gelmek ve beni öpücüklere boğmak, bazen akşamları da yaşıyoruz bu sevgi selini... Nereden hangi ara öğrendi değil mi? Benim onu öpmem gerekirken o beni öpüyor :) Eminim bunlar yaşına göre çok normal zaten olması gereken şeyler... Ne var ki, o ilk keşifleri, ilk öpücükleri, ilk sözcükleri, ilk bilinçli yaramazlıkları, ilk resimleri beni heyecana boğuyor. Ona hiçbir şey öğretmiyorum, bol kitap okuyorum ve merak ettiği şeyleri anlatıyorum. Çok şanslıyım sayesinde bende kendimi keşfediyorum.
 
29.10.2013 akşamı (annemin doğum günü), çamaşırsuyu ile ilgili bir reklam filminde virüsler çocuğu takip ediyor ama çocuk kapıyı kapattığı için virüsler dışarıda kalıyor. Sanırım biraz fazla etkilendi, izlediğinden beri "çocuk kapıyı papattı, virüs dışada kaldı" diye tekrar edip duruyor. ilk izlediğinde başka odalarada girmiyordu, beraber evi gezdik, virüs olmadığı gösterdik, dış kapıyı açarak virüsün orada da olmadığını zaten eve giremeyeceğini evin temiz olduğunu anlattık. Şimdi daha cesur, bir ses duysa "ses duydum " diyor, nereden gelmiş ses anladın mı diye soruyorum "viyüsten(virüsten)" diyor, hadi bakalım dediğimde korkmadan gidip odalara bakabiliyor, "viyüs(virüs) dokmuşşşş(yokmuş) diyor.
 
Aklımda yer eden, bizi güldüren, mutlu edenleri yazmaya çalışıyorum ve söyledikleri bu kadarla sınırlı değil. Artık ciddi ciddi cümleler kuruyor, beni şaşrtan da bu kadar hızlı olması zaten. üşüdün mü? Sıcak mı? Bununla ne yapmamı istersin? Bugün nereye gittin? Ne gördün? sorularının hepsine cevap alabiliyorum. Oğlumla sohbet etmeye başladık.
 
Dün okuldayken annem arayıp, Kuzey'in küçük arabalarından birini rögar kapağından aşağı attığını ve geri alamadığı için de çok üzgün olduğunu anlattı. Kaybettiği şeylerin geri gelmeyeceğini öğretmek için güzel bir fırsattı. Akşam eve gittiğimde beni koşarak kucağıma atlayan bir çocuk yerine, üzgüüünn beni görür görmez "ühüüüüüü" diye ağlama numarası yapan bir çocuk karşıladı. Ne oldu benim bebeğime diye sorduğumda da anlatmaya başladı: "ayaba(araba) düttü (düştü), kayboldu, ben üzüdü (üzüldüm), anne yeni al" diye anlattı. Ardından da ühüüüü sesine ek olarak gözlerini ovuşturmaya başladı. Kaybettiğimiz şeyler geri gelmezler, 2 araban daha var onları sımsıkı tutmalısın atmamalısın ve düşürmemelisin. Onları da kaybedebilirsin diye anlatmaya çalıştığımda bir süre ağlamaya devam etti, yenilerini istedi. Ama artık her istediği oyuncağı alamayacağımızı o da kabullendi.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Bakınnnn ne buldummmmm...



Bu sabah erkenden uyandık, uyanır uyanmaz yola çıktık. Hava güneşliydi aslında ancak erken saatler olduğundan olsa gerek araba çok soğuktu. Araba koltuğuna oturttuğum Kuzey'in de üşüdüğünü hissettim. Hava soğuk bile olsa "Örtünmem, hayır hayır istemiyorum", uykusunda örtsem bile hisseden uyanan ve ağlamaya başlayan Kuzey bu sabah beni biraz şaşırttı ve üzerine örtmemi ister misin diye sorduğumda "hadi,hadi" diye cevap verdi. Boğazına kadar örttüm ve keyifli keyifli yol aldık.

İstikamet üniversite... Ben işlerimi hallederken bir yandan Kuzey ile saklambaç oynadık, o saklandı ben buldum. Ben saklandım o buldu. Derken bir ara babasıyla uzaklaştılar ve bakınnn ne bulmuşlaaaarrrr:


Buna benzer daha bir sürü tarımda kullanılan araç... Hepsini tek tek inceledik, bende çok keyif aldım. En kısa zamanda yeniden gelmek üzere söz vererek kampüsten ayrılmaya ikna edebildik. Haftaya bize yine kampüs yolları göründü anlayacağınız.

14 Ekim 2013 Pazartesi

2013 Kurban Bayramı tatilimiz

Bayram tatili oldukça uzun bir tatildi. Tatile çıkmakla, fırsat bu fırsat akraba ziyaretlerini gerçekleştirmek arasında gidip geldik. Kamp kurma planları yaptık ama sonunda Kuzey'e örnek olmamız gerektiğine karar verdik ve tercihimizi bayramı akrabalarımızla, sevdiklerimizle geçirmeye karar verdik. Bayram sabahı, bugün bayram, erken kalkın çocuklar .... şarkısı eşliğinde erkenden uyandık, bayramlıklarımızı giydik, süslendik ve anneannesinin evine doğru yola çıktık, kahvaltımızı beraber yaptık. İki gün boyunca doyasıya vakit geçirdik, annemin doğum gününü kutladık. üçüncü gün, büyyüüüük büyüük babaanneyi ziyarete gittik. Ne kadar kilolu çıkmışım, kilo vermenin vakti çoktaaan gelmiş baksanıza...

 

Uzunca bir tatilden sonra bugün ilk iş günümüz. Kuzey sabah 7'de (erkenden demeliyim normalde 8.30'da uyanıyor) uyandı ve babası işe gitmek için hazırlanırken "geç kaldım bende gideceğim, geç kaldım" diye söylenen aceleci ve heyecanlı halini görünce isteğini kıramadık ve okulun yolunu tuttuk. Malesef fotoğraf çekmeme izin vermediği için yaptıklarını fotoğraflayamıyorum, bunlar çaktırmadan çekebildiklerim. Çakıl taşları, süpürgeler, kalemler, kağıtlar, geniş koridorlar, derslikler ve daha aklıma gelmeyen bir sürü şey... üniversite içinde ilgisini çeken öyle çok şey var ki...

 
 






4 Eylül 2013 Çarşamba

Kuzey ile beraber çiçek dikmek

 
(04 Eylül 2013) Bu akşam eve elimde kasımpatı ile geldim, mevsim uygun olmasa da daha büyük bir saksıya almak istedik ve Kuzey yardımlarını esirgemedi :) Önce yere bir örtü serdik ve toprakların etrafa saçılmamasına büyük özen gösterdik. Kuzey büyük saksının zeminine biraz toprak koydu, aktarma işlerini çok seviyor zaten. Sonra ben çiçeği küçük saksıdan alarak, yeni saksısına yerleştirdim, biraz sıkıştırdım. Sonra Kuzey üzerine toprak eklemeye devam etti, son olarak da can suyunu verdi. Artık bir kasımpatımız vaaaaar :)
 
 

27 Haziran 2013 Perşembe

Sessizlik Oyunu

Sessizlik oyunu


Bir montessori sınıfında ilk karşınıza çıkacak faaliyetlerden biridir sessizlik oyunu.Bu oyunla birlikte aslında genel yaklaşım ve terbiye verilmiş olur. Normalleşmeye geçiş sağlar.Yepyeni bir sınıfta gerçekleştirilmesi zor bir faaliyettir. Bu oyunu oynayabilen çocuklar en azında kısa bir süre için dahi olsa sessiz sakin durabilirler.Çocuk hareket kontrol egzersizlerini de yapmışsa, bu oyun kapıyı sessizce kapatmak, sandalyeleri sessizce çekmek, su sıçratmadan el yıkamak vb. konularda da yardımcı olacaktır.
Dr. Montessori bu oyunu kısmen sağır çocuklarla çalışırken bulmuş.Kısmen sağır çocukların dikkatlice dinlemeyi öğrendikleri taktirde, çoğunluka işitme kabiliyetlerinin de geliştiğini bulmuş.
Sınıfın gerisinde durup çocukların isimlerini sessizce çağırmış. Bu sırada çocuklar ileriye bakmak zorundalar, Dr. Montessori’nin dudaklarına değil.
İsminin çağrıldığını duyan çocuk sessizce Dr. Montessori’ye doğru yürümüş.Dr. Montessori ismini duyan çocukları şekerle ödüllendirmek istese de bu çocukları asıl heyecanlandıran şey şeker değil, sessizlik oyununun kendisiymiş.

Çocuklar bu oyunu çok seviyor, işte nasıl oynanabileceği:

1)Çoucklara sessizlik oyunu oynayacağınız net olarak söyleyin önce. Bu demek oluyor ki, sakin olacak, ve konuşmayacaksiniz.Gerçekten sessiz olabilecek çocukları oyuna alın.
2)İsminin çağrıldığını duyan kişi kendisini çağıran kişinin yanına gider.
3)İsimlerini çağırdığınız sırada, çocukların arkasında durun.Odanın dışına da çıkabilirsiniz.Çocuklar siz bunları yaparken size bakmamalılar.
4) sessizce konuşun ama bu fısıltı gibi olmasın.
5) Çocukların sessizliği bozmamak için size doğru yürürken çok sessiz olduklarını göreceksiniz.
6) oyuna ilk başladığınızda çocukların aslında fark etmedikleri sesleri “duymalarını” sağlayın.: ayak sürüme, nefes alıp verirken çıkan sesler, esneme,ve kıpırdanmalar..
7) Çocuklar sadece çok sessiz oldukları zaman isimlerinin çağrılacağını anlasınlar.
8)Herkesin ismini çağırdığınızdan emin olun. Önce sessiz çocuklarla başlayıp, oyunda zorlananları sona bırakmak daha doğru olabilir. Hepsinin isminin çağrılması, onları motive eder ve herkesi “ dinlemeye” teşvik eder.
9)Bir karta “SESSİZLİK” yazarak bunu oyun sırasında yüzü gruba dönük bir çocuğun taşımasını sağlayabilirsiniz.

Dr. Montessori sessizlik oyununu çocuklar için dini bir törene benzediğini düşünmüş.Oyunun aniden beklenmedik bir şekilde kesilmemesi çok önemli. Sonuç ise huzurlu ve sakin bir ortam. Sessizlik oyunundan sonra herkes dinlenmiş hissediyor.

https://www.facebook.com/nar.montessorikres?directed_target_id=0#!/notes/montessori-anneleri/bir-s%C4%B1n%C4%B1f-dolusu-%C3%A7ocuk-sesssiz-sakin-ve-kendi-kendine-nas%C4%B1l-%C3%B6%C4%9Frenmeye-odaklan%C4%B1r/122499924526002 sitesinden alıntıdır.

14 Mart 2013 Perşembe

Montessori ile ilgili bir yazı...

Bu yazıyı bir yerlerde okumuştum ama geçenlerde http://forum1.cocukistiyorum.com/bebek-sahibi-olan-dostlarimiz/1619-montessori-egitimi-metaryalleri-uygulayan-bilen-4.html
sitesinde yeniden rastladım. Ayşegül Hanım'a ait bir yazıymış ama yazının aslı bulamadığım için aynen kopyalıyorum...
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"ayrıca cicicee.com forumundan ayşegül aygün hanımdan alıntı bence mutlaka sonuna kadar okuyun

"gecen sene montessori felsefesi uzerine katildigim bir sunumda aldigim notlari sizlerle paylasmak istiyorum..
ilgilenelerin dikkatine...
notsuz
mufredatsiz sinavsiz
ogretmensiz
okul

basari: dusunce alanini temizlemek

bebeklerle saygi ve sevgi ile iletisim kurmak

bilinc: bu iletisimi hayata gecirmek

cocuk tohum olarak dunyaya geliyor
eger ortam ona gore hazirlanmissa aciyor

mutlu kari-koca iliskisi : titresimler cenine ulasiyor

dogum ani: zaman geldiginde bebek "ben hazirim dogmak istiyorum" diyor
cocuk dunyaya gelince aglamiyor

2 koza hikayesi var
bir kelebek kendi cikiyor kozasindan
digerine ise yardim ediliyor
hangi kelebek daha guclu olur ?
yarar-fayda olasiliklarini degerlendirmek gerek

bebek dunyaya geldiginde gobek bagi kesilmeden anneye veriliyor
ilk bakis anneye
ilk koku anne kokusu
sonra gobek bagi kesiliyor..
10-20 s. suren bu olaya
"bounding" deniyor
bebek anne karnında çok rahat
bebek orda cok sakin
ve bebek aglamiyor

suda dogum da boyle

oysa simdi hersey cok cabuklast,
cocuklar programlanarak doguruluyor
olgunlasmadan dunyaya sicratiliyor
kanaldan preslenerek cikmasi gerekiyorken sezeryanla dogurtuluyor

dunyaya geldigi yerde oram cok kalabalik
cok stresli
o ameliyathanede yapilan tum islemler cocuk icin cok travmatik

cocuk dunyaya geliyor
gobek bagi hemen kesiliyor
anneye cogu zaman verilmiyor
cunku anne uykuda
ve "bounding" olusmuyor malesef
cocuk-anne arasinda mercekleme yapilamiyor
sezeryan dogumla dunyaya gelen cocuk hayata direk atilamiyor
o cocuklara bir sey yapmalari gerektiginde uygulanmasi gereken bir metod var

ornegin babaneye gideceksiniz..

yarim sat once
15 dakika once
10 dakika once
5 dakika once olmak uzere cocuga ne yapacaginizi soyleyin

"yarim saat sonra babaneye gidecegiz" gibi

bu sayede cocuk ona ne olacagini bilsin..

2. program... odaklanma..

bebekler elleriyle oynalar..
biz ise bazen o odagi bozabiliriz..
cocuk anne babanin varligini hissetmek ister... ama ona mudehale edilsin istemez..

cocugun yolculugu cirakliktan ustaliga giden bir yolculuktur..
bu odaklanmayi bozmamak gerekir...

diyelim bebek yatakta yatiyor
donmek isterse rahat birakmak gerek
yattiklari yer sert olmali ki donusleri kolay olsun
bunu saglamak icin yere bir yorgan serilebilir..

ornegin oturamayan bir bebegi yastiklarla oturtmaya calisiriz..
ama bebek bunu kendiliginden yapamadigi cin hep bunu yapmamizi bekler ve ister..
cocuga yurumeyi ogretmeyin
oturmayi ogretmeyin
ara surecleri birakin cocuk kendi belirlesin
her cocugun zamanlamasi farklidir
butun bunlari cocuga birakmak gerekiyor

eger siz bunlari ona yaptirmaya baslarsaniz daha sonra aglayarak yapmayi talep edecektir
disaridan sik sik mudehala etmemiz onlarin gelisiminde erteleme yapar

okuma-yazma kendi kendine kazanilir
buyukler cocuklar icin en yakin liman olmali
disarida durmali
cevreyi hazirlamali

cocuk once mevcut edinimine doymali ve sonraki edinimini secmeli
kakarini kendi vermeli
ic sesini dinlemeli

3 tur icten gelen sesimiz var... kalbimizin sesi-sezgiler-ego
hepsinde odaklanma var
bu odaklanmaya mudehale edersek ya da zorlarsak odak bozulur
cocugun eger odagi bozlursa doymadan ilerlemis olur
odak noktasi disiplin demektir.
disiplin ise kurallar degildir
disiplin bir seyi isteyerek uzun sure yapabilmek demektir.

guc merkezi cocugun icindedir
bunu beslemek gerekir
yaninda durmak ama bir sey yapmamak gerekir

insanlarda 3 beyin yapisi var
alt beyin
orta beyin
ust beyin

alt beyin.. en eski programlari kapsar..aglamak..emmek..gibi

orta beyin...0-6 yas arasi en muazzam gelismesini yapar.. 14 yasa kadar bu gelisim surer..

ust beyin.. neocorteks olarak adlandirilir.. 12-14 yas arasi olusur..

orta beyin..kendi istekleri uzerine secim yapip duyu-kas sistemi uzerinde gelisim saglanir
sik sik tekrarlarla beyinde harika baglantilar olusur

orta beyin ne kadariyi gelisirse ust beyin o kadar iyi gelisecek demektir.
mutlu olmak ogrenilebilir..
bir isi cocuklar yapar..basarirlarsa hemen mutluluk hormanu salgilanir..
ancak ta en basta sezeryan dogumla cocuga yasatilan travmalar ve dogumdan sonra bozulan odaklar nedeni ile cocuga en basta bir cok blokaj yasatiliyor..

peki sonra nasil hazmediliyor...nasil cozumleniyor...

care..
aglamak ve gulmek...

sevgi ifadeleri..
dokunmak--alt beyini uyarir
mimik--goz temasi..ses tonu--orta beyini uyarir
dogru zamanda dogru sozler--ust beyini doyurur.. yani BEN OLMAYAN KİSİYİ KABUL ETMEK...

aglamayi destekleyin
cocuk agladiginda onu kucaginiza alin oksayin ve destek verin
PESTA.... Ekvatorda bir okul..

mekani huzurlu tutabilmek icin sinirlar koyuluyor
sinirlar acitir...
aglama getirir...
ve madem bu siniri istiyorsunuz.. o zaman bu aglamaya dayanmak gerekir..

cocugunuzun yapabildigi bir seyi durdurmayin..
"sevgi".. buna cok ihtiyaci var..bunu verin..

asiri sevgi odak noktasini bozabilir..

cocuklarin yapacagi cok isi var hayatta..
onlari rahat birakmak gerek..

sevgiyi elde edebilmek icin herseyi reddedebiliyoruz..

su kristalleri uzerine deney yapilmis..
onlara guzel sozler soylendiginde farkli..kotu sozler soylendiginde ise farkli sekiller aldigi belirlenmis...

anne-baba-cocuk iliskisi cok zordur..
odul ve ceza yontemleri var
bunlari belirlemek icin cocugun ortamini incelemek gerek

ogretmen ve ogrenci arasinda goz temasi cok onemli

serbest oyun
serbest is
serbest calisma
cok onemli


aktif tehlike... TV
hareketli duyu ve duygu ile ogrenme cok onemli
oysa tv izlerken sadece isitme ile ogrenme var
rol oyun cok onemli
cocuklarin ilgisini durdurmak iyi degil

gorunmeyen korkular var
gorunmeyen baglantilari cocugunuz telepati ile sekillendiriyor
bu nedenle cocugunuzla bulundugunuz ortamda olumlu dusunce olmasini saglayin
ortam enerjisi olumlu olmali

cocukta bagimlilik gelisimi

-karar verme
-bitirme
-ustalik
-usta olma

bu surec yasanmazsa ya da mumkun olmamissa baska bir seye bagimlilik olusabiliyor..
cikolata, seker, masturbasyon vs..

kosmak cok onemli..
cocuk topraga tasa doymali
kulturel malzemelere ancak dogaya doymus olan cocuk hazir olur

su - yoprak - camur ile serbest oyun saglanmali

bu saglanmazsa cocuklarda erken yaslarda ergenlik olusuyor
oysa cocuklugu uzun tutmak gerekiyor

hayat hizinizi azaltin..
cocugunuzun hizina uyum saglayin

serbest oyun...
bunun icin bebeginizin yanina minik bir oyuncak koyun
basit bir sey olsun
erisebilecegi bir mesafede olsun
asla donence degil..
mesela tirtikli toplar olabilir

daha buyuk cocuklariniz icin siz malzemeyi hazirlayip birakin
ne yapacagina o karar versin..
eger kardes kavgasi varsa
ikisini de ayni anda kucaklayip sarilin
asla aralarinda rkabet olusturmayin..

cocuklara okullarinda/evinizde serbest secim zamani olusturun
-kes yapistir
-muzik
-hikaye
mesela boyle 3 secenegi olsun
cocuk bunlardan hangisini isterse serbest zamanda o etkinligi yapsin..

temel ilkelerimiz
-beden temasi
-mekani hazirlamak
-odak bozmamak
-sevgi gostermek
-ilgi gostermek


sinir koymak..
sinirlar cok az olmali...
mekani ortami rahat tutmak icin koyumali..
mekanlar sakinlestirilmis olmali
hareketlerimizle onlara ornek olmaliyiz

bir raftan bir kitabi alinca geri yerine koymaliyiz
ama butun bunlari yavas yavas az konusarak yapmaliyiz

problem cocuk yoktur
problem anne baba vardir ya da sevgi alisverisinde problem vardir..

cocuklarin serbest oyununu bolmeyin..

bunun yerine...
sakin bir ortam hazirlayin
tum malzemeleri ulasabilecekleri bir yere koyun
yapmalari beklenen seyi 1 kere siz yavas yavas yaparak ve az az anlatarak gosterin..

sonra da serbest birakin...

not: butun sunum boyunca elbette bunlar anlatilmadi..ama ben firsat buldukca yazdigim notlari sizlerle paylastim.. benim yazdiklarim benim anladiklarimdir.. benim icin cok etkileyici bir sunumdu.. umarim sizler icin de faydali olur..

sevgiler.."
"

15 Ocak 2013 Salı

bugün canım çok sıkkın...

Günlerden pazar, evde kuzey ile başbaşayız. 2 gün önceden bahsediyorum. Kuzey'in bugün canı çok sıkkındı. Aslında bir kaç gündür böyle. Her istediğini ağlayarak anlatmaya çalışıyor ve ben ağlamasının o an ne için olduğunu anlayamıyorum her zaman. Anladığımda her istediğini yapamıyorum. Yapamadığımda kuzey ağlama krizine giriyor. Bir kaç gündür bu krizlerden öyle yoruldum ki, pes ettim... İstediklerini yapar oldum. Biliyorum bu ağlamalar oğlumu da yıpratıyor. Neyse pazar günümüze geri dönersek, evde zorlu bir çorba içiş operasyonunun ardından, daha fazla dayanamayıp soluğu bahçede aldık. Evimizin önündeki çocuk parkında... Arabaları farkedinceye kadar her şey çok güzel gidiyor ancak arabaları farketmesiyle yola doğru koşturması bir oluyor. Sonrasında aldatmak mümkün değil, yeni bir ağlama krizi... Sonuç, yolun başına koyduğum kuzey aşağıdaki fotoğrafta göründüğü gibi neşe içinde anayola koşturuyor :)


Sonrasında huysuzluğu devam eden kuzey, merdivenleri de tek başına çıkmak konusunda ısrar etti... Erdinç fotoğrafı görünce düşebilirdi diye endişe ettiyse de, adımları çok kararlıydı.






Eve döndüğümüzde biraz uğraştıktan sonra uyudu. Bende biraz rahatlamış hissettim kendimi. Uyandığında Erdinç de eve gelmişti. Kuzey için ıspanak yemeği pişirmiştim, tadına bile bakmadı. Akşam yemeğinde balık olduğunu öğrenen kuzey, hapur hupur keyifle yedi...

12 Ocak 2013 Cumartesi

Çocuk şarkı sözleri

ÇOCUK ŞARKILARI SÖZLERİ



Bizim çocukluğumuzun şarkıları bunlar. Pekçoğunun sözlerini yarım yamalak hatırlıyorum. Benim çocuklara öğretmek için tek tek internetten girip buldum, tekrar ezberledim. Bloğumda hepsi bir arada bulunsun istedim.

BAK POSTACI GELİYOR

Bak postacı geliyor selam veriyor
Herkes ona bakıyor merak ediyor

Çok teşekkür ederiz postacı sana
Pek sevinçli haberler getirdin bana

Bugün yalnız bu kadar, darılmayınız
Yarın yine gelirim, hoşça kalınız

Haydi git güle güle, uğurlar olsun
Ellerin dert görmesin, kısmetle dolsun...


TELEFONUN DELİKLERİ İÇİNDE

Telefonun delikleri içinde
Ufak tefek parmakları yüzünden
Bir bilseniz başımıza ne geldi
Küçük kardeşimin yüzünden
Babam yokken telefon eder
Bütün şehri arar rahatsız eder
Sayıları bilmez küçük yumurcak
Bilmeyiz ne zaman akıllanacak(2)

Bir bir sıfırdan itfaiye geldi
Bir bir ikiden doktorlar geldi
Bir beş beşden polisler geldi
Kızdılar babamı alıp gittiler(2)

Telefonun delikleri içinde
Ufak tefek parmakları yüzünden
Ah bilseniz daha neler çektik
Küçük kardeşimin yüzünden
Hiç akıllanmadı rahat durmadı
Telefonu karıştırdı yine oynadı
Hepimiz üzüldük olan işlere
Anlatayım isterseniz bende sizlere(2)

Bir beş beşden polisler geldi
Bir bir ikiden doktorlar geldi
Bir bir sıfırdan itfaiye geldi
Su sıkıp evimizi çok ıslattılar(2)...
http://www.youtube.com/watch?v=Yj_hipYjdHk

(Oğlum bu şarkıdaki telefonun deliklerinin ne olduğunu anlamadı doğal olarak. Anlattım. Hatta eski tarz bir telefonda delikleri gösterdim. Eskiden numaralar böyle çevriliyordu dedim. "e peki anne bu telefonda çevirdiğin numarayı nerde görüyorsun " dedi. Önce anlayamadım, anlayınca dumur oldum.)


KÜÇÜK AYŞE VE ASKER

Küçük ayşe küçük ayşe ne yapıyorsun bana söyle
Bebeğimi seviyorum ona ninni söylüyorum
Lay lay lay lay lay

Küçük asker küçük asker ne yapıyorsun bana söyle
Tüfeğime bakıyorum palaskamı takıyorum
Rap rap rap rap rap

Küçük ayşe küçük ayşe ne yapıyorsun bana söyle
Bebeğime bakıyorum ona mama veriyorum
Lay lay lay lay lay

Küçük asker küçük asker ne yapıyorsun bana söyle
Kasketimi giyiyorum ben kışlama gidiyorum
Rap rap rap rap rap

İKİ İNATÇI KEÇİ

Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Hep huysuzluk inatçılık bu keçilerin suçu
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Büyük keçi demiş :
-Yol ver önce ben geçeceğim
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Küçük keçi demiş:
-Verirsem öleceğim.
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Tam köprünün ortasında iki keçi toslaşmış
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay
İnsanların inatçısı kimbilir ki ne olur?
Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

BALTALAR ELİMİZDE

Baltalar elimizde
Uzun ip belimizde
Biz gideriz ormana hey ormanaaaaaaaaaaa
Yaşlı kütük seçeriz
Karşılıklı geçeriz
Testereyle biçeriz biz biçeriz
Ağacın yanında dur
Baltayı sağdan sola vur
Bide sol taraftan vur
Kuvvetle vur
Kışın odun yanınca
Alevler parlayınca
Şarkı söyler oynarız
Biz oynarız...


KESTANE GÜRGEN PALAMUT

Kestane, gürgen, palamut
Altı yaprak, üstü bulut.
Gel burda sen, derdi unut.
Orman ne iyi, ne iyi,
Aman ne iyi, ne iyi !

Dallar kol kola görünür,
Yaprak yaprağa sürünür,
Kışın karlara bürünür
Orman ne güzel, ne güzel
Aman ne güzel, ne güzel !

Ormanda kuşlar, böcekler,
Yavru ceylanlar emekler,
Açar yedi renk çiçekler,
Orman ne büyük, ne büyük,
Aman ne büyük, ne büyük !

Çamın, yaprağı dökülmez,
Gürgenin kolu bükülmez,
Ağaç dibinden sökülmez.
Orman ne canlı, ne canlı,
Aman ne canlı, ne canlı !

İzin vermeyiz kırmana,
Dayanamayız vurmana,
Baltayı sokma ormana,
Orman ne mutlu, ne mutlu,
Aman ne mutlu, ne mutlu !

Git, git sona varamazsın,
Kuşak olsan saramazsın,
Dalını koparamazsın,
Orman ne sonsuz, ne sonsuz,
Aman ne sonsuz, ne sonsuz ...


ANNEM BANA BİR BEBEK ALDI

Annem bana bir bebek aldı
Yanakları al aldı
Gözleri boncuk mavi
Saçları kumraldı
Ben bebeğimi çok severim
Şekerle beslerim
Yaramazlık yapınca
Kulağını çekerim
Bir gün çıktık attaya
Çikolata almaya
Yolumuzu kaybettik
Başladım ağlamaya
Ordan geçen bir polis amca
Yolumuzu gösterdi
Bundan sonra attaya
Gitmek yok dedi


KÜÇÜK KURBAĞA

Küçük kurbağa ,Küçük kurbağa
Kuyruğum nerede
Kuyruğum yok kuyruğum yok
Yüzerim derede

Kuvak vak vak vak
Kuvak vak vak vak
Kuyruğun nerede
Kuyruğum yok
Kuyruğum yok
Yüzerim derede


ÜŞÜDÜM

Üşüdüm üşüdüm a benim canım üşüdüm
Kürkünü giy kürkünü giy a benim canım kürkünü giy
Kürküm yok kürküm yok a benim canım kürküm yok
Alsana alsana a benim canım alsana
Param yok param yok a benim canım param yok
Çalsana çalsana a benim canım çalsana
Nereden nereden a benim canım nereden
Saraydan saraydan a benim canım saraydan
Asarlar keserler en güzelini seçerler


KUŞ SESLERİ

Kuş sesleri ovalara yayılır
İnsan buna hayran olur bayılır
Bal yapanlar çiçeklere konarlar
Kuzucuklar taze çimen ararlar
Yeşillenmiş ağaçlarda yapraklar
Amber gibi mis kokuyor topraklar


YAĞ YAĞ YAĞMUR

Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah’ım ver,
Sicim gibi yağmur.


VÜCUDUMUZ

İki elim iki kolum bacaklarım var
Her insanda bir burun birde ağız var
Sen hiç gördünmü
Üç kulaklı bir adam
Olur mu hiç üç kulak dön de aynaya bak hey

İki kulak iki yanak bir de başım var
Sen hiç gördün mü üç dudaklı bir adam
Olur mu hiç üç dudak dön de aynaya bak hey

İki gözüm ,iki kaşım parmaklarım var
İnci gibi dişlerim bir de çenem var
Sen hiç gördün mü üç yanaklı bir adam
Olur mu hiç üç yanak dön de aynaya bak hey


PAZARA GİDELİM

Pazara gidelim
Bir tavuk alalım
Pazara gidip bir tavuk alıp
Ne yapalım (Gıt gıt gıdak diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yiyelim

Pazara gidelim
Bir kuzu alalım
Pazar gidip bir kuzu alıp
Ne yapalım (me me me diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yiyelim

Pazara gidelim
Bir kedi alalım
Pazara gidip bir kedi alıp
Ne yapalım (miyav miyav miyav diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yemiyelim

Pazara gidelim
Bir tavuk alalım
Pazara gidip bir tavuk alıp
Ne yapalım (Gıt gıt gıdak diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yiyelim

Pazara gidelim
Bir kuzu alalım
Pazar gidip bir kuzu alıp
Ne yapalım (me me me diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yiyelim

Pazara gidelim
Bir kedi alalım
Pazara gidip bir kedi alıp
Ne yapalım (miyav miyav miyav diyelim)
Happuru hupuru happuru huppuru yemiyelim

İki İnatçı Keçi

Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Hep huysuzluk inatçılık bu keçilerin suçu

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Büyük keçi demiş :

-Yol ver önce ben geçeceğim

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Küçük keçi demiş:

-Verirsem öleceğim.

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Tam köprünün ortasında iki keçi toslaşmış

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

İnsanların inatçısı kimbilir ki ne olur?

Ha ha hay ha ha hay ha ha ha ha hay

Küçük Kurbağa

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, kulağın nerede ?
Kulağım yok kulağım yok yüzerim derede
Ku vak vak vak ku vak vak vak kuvak vak vak vak vak
(alternatif: Ku vak vak vak ku vak vak vak kuvak vak vak kuvak)

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, kuyruğun nerede ?
Kuyruğum yok kuyruğum yok yüzerim derede
Ku vak vak vak ku vak vak vak kuvak vak vak vak vak

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, yelkenin nerede ?
Yelkenim yok yelkenim yok yüzerim derede
Ku vak vak vak ku vak vak vak kuvak vak vak vak vak

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, gözlerin nerede ?
Gözlerim yok gözlerim yok yüzerim derede
Ku vak vak vak ku vak vak vak kuvak vak vak vak vak

10 Ocak 2013 Perşembe

13 aylıkken Kuzey...

(10 Eylül 2012'de yazmışım hey gidi zaman ne hızlı akıp gidiyorsun... ) Biraz Kuzey'den bahsetmek istiyorum. Boy ve gelişimi oldukça iyi bir ay önce boyu 78cm ve kilosu 10.5 kg idi. Ama yapabildikleri harika denebilecek kadar güzel, artık git ayını kamyonuna koy, topunu babana ver, eşeğin susamış eşeğine su ver ya da eşeğinin seni öpmesine izin ver/ eşeğini öp gibi basit kavramları yerine getirebiliyor. Destek almadan yürüyebiliyor ve evin içinde volta atıp duruyor. Bazen salonda bir tur atıp gelip armutundan bir parça alıp bir tur daha atıp armutundan ısırıp... meyvesini bu şekilde yiyiyor. Bu hafta anneannen ve suzan beraber geldiler ve teyzesiyle oynamaktan büyük keyif alıyor, evin içinde teyzenin arkasında dolanıp duruyor. Cumartesi gününü tamamen kuzeye ayırması planlıyorum onu çok özledim tüm gün oyun oynarız heralde... Organlarının yerlerini gösterebiliyor artık, ayak baş parmağı favorisi(9 ay 15 günlükken öğrenmişti) :)Tam anlamıyla yürüyeme ise 12 ay 5 günlükken annemlerde başladı. Ayağa kalktı ve öylece yürümeye başladı o anı görebilmek muhteşem bir duyguydu...

Konuşmak ne de güzel şeymiş ...

Bir kaç gündür hava karlı olduğundan, epey eğlenceli geçiyor günlerimiz... Kar ile oynarken Kuzey'e karı gösterek "Bu ne?" diye sordum, bana daaa(kaaaar ) dedin. Sorunca söyleyebildiğini farkettikten sonra sık sık sormaya başladım, işte söyleyebildikleri:
10.01.2013
1- anne - ( anne)
2-baba - (baba) / anne ve babayı çok net söylüyor, tabii ki ilk anne dedi :)
3- duu(ş) - (kuş)
4- dedebek - (kelebek)
5- papa - (papağan)
6- ba - (top)
7- aba - (abla)
8- baba - (tv yada fotoğraftaki erkeklere / abilere de baba diyorsun)
9- dütdüt - (araba)
10- daay - (çay)
11- datal - (çatal)
12- dadık - (kaşık)
13- ninni - (ninni)

Çıkarabildiği hayvan sesleri:
14- miyav - (kedi)
15- hav - (köpek)
16- me - (kuzu)
17- kükrüyor - (aslan)
18- kükrüyor - (kaplan)
19- cik - (kuş)
20- vak - (ördek)
21- cik - (civciv)

Hayvan değil ama formüla 1 arabalarının çıkardığı sesi kendini parçalarcasına taklit ettiği için, bunu da yazmadan geçmek istemiyorum.

10.02.2013
21- bir kaç haftadır kendi kendine baba-anne hemen ardından da babaanne deme çalışmaları yapıyor. Babaannesini pek göremediği halde nedir bu babaanne aşkı anlamadık...

Çıkarabildiği hayvan sesleri:
22- vak - (ördek)
23- guuguk - (baykuş)

04.03.2013
24- titti - (çizdi)
25- dus/ş - (kuş)
26- yok - (yok)
27- pard - (park)
28- pa - (balon)
29- bi - (otobüs)
30- ba - (su)

çıkarabildiği hayvan sesleri:
31- tısss - (yılan :) ) en sevdiğim taklit bu...
32-hııııı - (horlama sesi) Dün tarçın uyurken de bu sesi çıkarınca artık kimi sorsak nasıl uyuyor
                                   diye horlama takliti yapmaya başladı. Tarçın nasıl uyuyor ? hııııı :) (kabul
                                    ediyorum hormala sesini yazıya dökmeyi beceremedim.)
Aslında bir kaç kelime daha vardı ama hemen yazmadığım için unuttum :(

9 Ocak 2013 Çarşamba

Her yer bembeyaazzzzz !


Her yer bembeyaaaazzzzz... İlk kar ile dün akşam tanıştı. Kuzeyi sımsıkı giydirip dışarıya çıktık. Binadan dışarı çıktığımızda, etrafın bembeyaz bir renge büründüğünü gördüğünde adım atmak istemedi yerinden bile kıpırdamadı. Kucağımıza alıp karın üzerine koyduk o zaman yürümeye, koşturmaya başladı, yürüken de aaaa aaaaa bu neeeee aaaaa diye söyleniyordu. Evimizin arka bahçesindeki çocuk parkına gittik, salıncak ile oynarken üzerindeki karları yemeye başladı.




Kaydıraktaki karları temizlemeye çalıştı, alabildiğine koştu. Düştüğü zaman kalkmakta epey zorlandı. Yüzünü gökyüzüne kaldırdığında yağan karları da yemeye çalıştı :) Ayakkabısındaki karlardan hoşlanmadı, bu neee bu neee diyerek temizlemeye çalıştı. Çalıların üzerindeki karları elinle vurarak düşürüp karın etrafa saçılmasını izledi.


Kara yatırdığımızda ise hiç hoşlanmadı, ağlamaya başadı. Burnu kızarınca hemen eve döndük. Ertesi gün öğle uykusundan sonra yeniden çıktık, yine başta adım atmak istemedi. Yine üzerine bulaşan karları temizlemeye çalıştı. Bugün ise bebek arabamızla çıkalım biraz daha uzun kalalım istedik. Bebek arabamızı okulda bırakmıştık ve kar aniden bastırınca getiremedik, dolayısıyla annemin kullandığı puset ile çıkmak zorunda kaldık. Karda kullanmak bir hayli zordu. Kuzey, bebek arabasında oturmaz diye düşünürken yol boyunca "gık" demeden pusetinde oturup etrafı izledi. Bizde bu sayede konuşa konuşa, karın keyfine vararak bir yürüyüş yapmış olduk. Markete de uğradık, o kadar acıkmıştı ki meyve suyu rüşveti vermek zorunda kaldık :( Eve ulaştığımızda ise biraz da karla oynaman için seni kardan adama çevirdik...



Evde beraber camdan dışarıyı izledik, şekiller puzzle ını yaptık, artık üçgen ve dairenin yerini kolayca bulabiliyorsun. Biraz da legolardan kule yaptık. Derken miniminnacık arabasıyla oynarken uyuya kalmışşşş.... 








7 Ocak 2013 Pazartesi

Yağmur ve miniminnacık araba...

Dün akşam saatlerinde dışarıya çıktık, hava yağmurluydu ama keyif aldığını farkedince eve geri dönmek istemedim. Seninle dışarıda daha çok vakit geçirmek istiyorum ama " hava çok soğuk" , "üşüteceksin" ikazlarına her zaman karşı koymayı başaramıyorum. Yine böyle bir akşamda alışveriş merkezine yöneldik. Hava gerçekten soğuktu, zaten bugünde her yer bembeyaz kar örtüsüyle kaplandı. Dünkü soğuk hava, karın habercisiymiş. Neyse önce senin için puzzlelar aldık. Bazıları çoook ileride kullanmak için aslında... Yine de aldım çünkü ileride seninle beraber oynayabileceğimiz aktiviteleri, oyunları biriktirmeye karar verdim. Zamanın hızlı aktığını ve benim ona yetişmekte zorlandığımı hissetmeye başladığımdan beri "biriktiriyorum" :) Annemin ve Erdinç'in itirazlarına rağmen, şimdi kullanamayacağımızı bildiğim halde halde satın aldım, çünkü daha planlı hareket etmek istiyorum. Daha doğrusu zaman aktivete planlayarak geçmesin, bir şeye karar verdiğimde tüm ihtiyaçlarımız elimizin altında olsun, oyunlarımız da doğaçlama gelişsin istiyorum. Konuyu dağıtmadan, dün akşama geri dönersek... Bir de miniminnacık bir araba aldık. Aslında yeteri kadar araban olduğunu biliyorum ama bu miniminnacık :) avucuna sığacak bir arabanın seni mutlu edeceğini düşündüm. Tam da tahmin ettiğim gibi çok hoşlandın, belki de mutlu olman için elindeki oyuncağının araba olması yeterlidir. Alışveriş merkezinin ortasında yere uzanıp arabayla oynamaya başladın, etraftaki onca insana aldırmadan.



Böyle anlarda bazen içim içimi yese de müdahale etmiyorum. O esnada yanımızdan Engin Benli geçiyordu, o da diğer herkes gibi dönüp haline gülümsedi. Artık gitme vakti geldiğinde asıl güzel kısım başladı. Annemlerin marketten çıkmasını araba beklemeyip; o buz gibi havada yakalamaç oynadık, ıslak kaldırımda o minicik arabasını gezdirdik, su birikintilerinde zıpladık, ıslak kaldırımda yuvarlandık, ıslak toprağı mıncıkladık, kirli ellerimizi üzerimize sildik... Alışveriş merkezinin ışıklandırmasının renkten renge bürünmesini hayretle izledik, biraz daha koştuk, yağmur damlaları bizi yeterince ıslatmıştı ki annemler geldi eve dönmeye karar verdik. Ev sımsıcaktı... Hemen üzerimizi değişip yemeğe oturduk. Bu akşam pek iştahın yoktu, hamsi seviyorsun aslında ama dün akşam salata yemeği tercih ettin. Sonrasında şekiller puzzle nı ben yaptım sen bozdun, ben yaptım sen bozdun :) Daireyi yap-bozdaki yerine koyduğunda alkışladığımızı farkedince ise bizden alkış koparmak için daireyi yerine koyup, alkış bekledin, biz alkışladık sen yeniden koydun.... bu kısmında bende çok eğlendim :) Miniminnacık araban ise hala favori arabaların arasında buna bende sevindim.