1 Kasım 2013 Cuma

Kuzey artık konuşuyor !!!!

Kuzey artık konuşuyor... Bazen ben bile inanmakta zorlanıyorum ya da kurduğu cümleler beni hayrete düşürüyor, şaşırtıyor. Bazen olduğumuz yerde bakakalıyoruz söylediklerine... Geçen gün arkadaşıma bizi şaşırtan bir cümlesini anlatayım dedim, hatırlayamadığımı farkettim. Akşam olunca Erdinç'e sordum, hani bazen bizi şaşırtıyor yok artık bunu ne zaman öğrendin diyoruz ya, işte bana öyle bir örnek anlatır mısın diye sordum. Düşündü hatırlamıyorum dedi. İşte zaman böylesine hızlı geçiyor, şimdi unuttuğumuz şeyi yıllaaaaaar yıllaaaaaar sonra nasıl hatırlayacağız peki? En iyisi yazmak diye düşündüm.
 
Bizi şaşırtan ilk kelimelerini kurban bayramının 2. günü (16.10.2013) duymaya başladık. Annemlerdeydik, sanırım kalabalık olunca kendini anlatma gereği duymaya başladı. Suzan okuldan dönerken kapıda "Tutaaaaaan gel, Tutaaaaan gel" diye bağırması herkesi neşeye boğdu diyebilirim. Sonra sırayla "Ticen geeeel Ticeeeen gel, Dede geeeel.... Anne geeeel.... Anne gel, baba gel zaten kullandığı kelimelerdi, bizi şaşırtan söyleyiş tarzı oldu. Kuzey'i babasıyla bırakıp hemen gidip gelirim diye karşı apartmandaki anneannemi ziyarete gitmiştim,(habersiz asla çıkmıyorum ama oyunlarını bozmak istememiştim)  yokluğumu farketmiş, telefonum çaldı, anne gelsin, anne gelsin dediğini duyunca hemen kalktım, bizim binaya girdiğimde koridorda anneeeee geeeeel, anne geeeeellll, anneeeee çığlıklarını duyduğumda merdivenleri kaçar kaçar çıktım hatırlamıyorum bile. Nasıl güzel bir duyguymuş, ardından bir sarılma ödülü aldım, bir de öpücük. Evet bu aralar beni ard arda defalarca öpüyor, sabah uyandığında ilk işi yanıma gelmek ve beni öpücüklere boğmak, bazen akşamları da yaşıyoruz bu sevgi selini... Nereden hangi ara öğrendi değil mi? Benim onu öpmem gerekirken o beni öpüyor :) Eminim bunlar yaşına göre çok normal zaten olması gereken şeyler... Ne var ki, o ilk keşifleri, ilk öpücükleri, ilk sözcükleri, ilk bilinçli yaramazlıkları, ilk resimleri beni heyecana boğuyor. Ona hiçbir şey öğretmiyorum, bol kitap okuyorum ve merak ettiği şeyleri anlatıyorum. Çok şanslıyım sayesinde bende kendimi keşfediyorum.
 
29.10.2013 akşamı (annemin doğum günü), çamaşırsuyu ile ilgili bir reklam filminde virüsler çocuğu takip ediyor ama çocuk kapıyı kapattığı için virüsler dışarıda kalıyor. Sanırım biraz fazla etkilendi, izlediğinden beri "çocuk kapıyı papattı, virüs dışada kaldı" diye tekrar edip duruyor. ilk izlediğinde başka odalarada girmiyordu, beraber evi gezdik, virüs olmadığı gösterdik, dış kapıyı açarak virüsün orada da olmadığını zaten eve giremeyeceğini evin temiz olduğunu anlattık. Şimdi daha cesur, bir ses duysa "ses duydum " diyor, nereden gelmiş ses anladın mı diye soruyorum "viyüsten(virüsten)" diyor, hadi bakalım dediğimde korkmadan gidip odalara bakabiliyor, "viyüs(virüs) dokmuşşşş(yokmuş) diyor.
 
Aklımda yer eden, bizi güldüren, mutlu edenleri yazmaya çalışıyorum ve söyledikleri bu kadarla sınırlı değil. Artık ciddi ciddi cümleler kuruyor, beni şaşrtan da bu kadar hızlı olması zaten. üşüdün mü? Sıcak mı? Bununla ne yapmamı istersin? Bugün nereye gittin? Ne gördün? sorularının hepsine cevap alabiliyorum. Oğlumla sohbet etmeye başladık.
 
Dün okuldayken annem arayıp, Kuzey'in küçük arabalarından birini rögar kapağından aşağı attığını ve geri alamadığı için de çok üzgün olduğunu anlattı. Kaybettiği şeylerin geri gelmeyeceğini öğretmek için güzel bir fırsattı. Akşam eve gittiğimde beni koşarak kucağıma atlayan bir çocuk yerine, üzgüüünn beni görür görmez "ühüüüüüü" diye ağlama numarası yapan bir çocuk karşıladı. Ne oldu benim bebeğime diye sorduğumda da anlatmaya başladı: "ayaba(araba) düttü (düştü), kayboldu, ben üzüdü (üzüldüm), anne yeni al" diye anlattı. Ardından da ühüüüü sesine ek olarak gözlerini ovuşturmaya başladı. Kaybettiğimiz şeyler geri gelmezler, 2 araban daha var onları sımsıkı tutmalısın atmamalısın ve düşürmemelisin. Onları da kaybedebilirsin diye anlatmaya çalıştığımda bir süre ağlamaya devam etti, yenilerini istedi. Ama artık her istediği oyuncağı alamayacağımızı o da kabullendi.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Bakınnnn ne buldummmmm...



Bu sabah erkenden uyandık, uyanır uyanmaz yola çıktık. Hava güneşliydi aslında ancak erken saatler olduğundan olsa gerek araba çok soğuktu. Araba koltuğuna oturttuğum Kuzey'in de üşüdüğünü hissettim. Hava soğuk bile olsa "Örtünmem, hayır hayır istemiyorum", uykusunda örtsem bile hisseden uyanan ve ağlamaya başlayan Kuzey bu sabah beni biraz şaşırttı ve üzerine örtmemi ister misin diye sorduğumda "hadi,hadi" diye cevap verdi. Boğazına kadar örttüm ve keyifli keyifli yol aldık.

İstikamet üniversite... Ben işlerimi hallederken bir yandan Kuzey ile saklambaç oynadık, o saklandı ben buldum. Ben saklandım o buldu. Derken bir ara babasıyla uzaklaştılar ve bakınnn ne bulmuşlaaaarrrr:


Buna benzer daha bir sürü tarımda kullanılan araç... Hepsini tek tek inceledik, bende çok keyif aldım. En kısa zamanda yeniden gelmek üzere söz vererek kampüsten ayrılmaya ikna edebildik. Haftaya bize yine kampüs yolları göründü anlayacağınız.

14 Ekim 2013 Pazartesi

2013 Kurban Bayramı tatilimiz

Bayram tatili oldukça uzun bir tatildi. Tatile çıkmakla, fırsat bu fırsat akraba ziyaretlerini gerçekleştirmek arasında gidip geldik. Kamp kurma planları yaptık ama sonunda Kuzey'e örnek olmamız gerektiğine karar verdik ve tercihimizi bayramı akrabalarımızla, sevdiklerimizle geçirmeye karar verdik. Bayram sabahı, bugün bayram, erken kalkın çocuklar .... şarkısı eşliğinde erkenden uyandık, bayramlıklarımızı giydik, süslendik ve anneannesinin evine doğru yola çıktık, kahvaltımızı beraber yaptık. İki gün boyunca doyasıya vakit geçirdik, annemin doğum gününü kutladık. üçüncü gün, büyyüüüük büyüük babaanneyi ziyarete gittik. Ne kadar kilolu çıkmışım, kilo vermenin vakti çoktaaan gelmiş baksanıza...

 

Uzunca bir tatilden sonra bugün ilk iş günümüz. Kuzey sabah 7'de (erkenden demeliyim normalde 8.30'da uyanıyor) uyandı ve babası işe gitmek için hazırlanırken "geç kaldım bende gideceğim, geç kaldım" diye söylenen aceleci ve heyecanlı halini görünce isteğini kıramadık ve okulun yolunu tuttuk. Malesef fotoğraf çekmeme izin vermediği için yaptıklarını fotoğraflayamıyorum, bunlar çaktırmadan çekebildiklerim. Çakıl taşları, süpürgeler, kalemler, kağıtlar, geniş koridorlar, derslikler ve daha aklıma gelmeyen bir sürü şey... üniversite içinde ilgisini çeken öyle çok şey var ki...